ORTA ÇAĞ İSLÂM DÜNYASINDA KİTAP VE KÜTÜPHANE

Prof. Dr. İsmail E. Erünsal hocanın bu çalışması gerçekten muazzam bir müktesebatın mahsulü. Bu şekilde kuşatıcı bir eseri kaleme alabilmek büyük bir birikim neticesinde hâsıl oluyor. Hocanın kitap kültürüne ait tüm meseleleri bir süreç halinde inceleyip dakik bir tetkik ile serimlemesi, eserin ardındaki emeği gözler önüne seriyor. Okuyup, okutalım. Böyle köklü bir mirastan -tevarüs edemesek de- en azından haberdar olalım…

Ve’s-selâm..

Kitaptan Alıntılar

• Maalesef ülkemizde devletin desteklediği bazı ilmî kurumlar, ömürlerini çadır tiyatrosu görünümlü kongreler düzenlemekle geçirmekte, ilim adamlarına alt yapı sağlama ve literatüre ulaşma konusunda hiçbir çaba harcamamakta, kaynaklarını ise beş yıldızlı otellerde şa’şaalı açılışlara harcamaktadırlar. 
• Sözlü kitapların oluşumunda ve sözlü olarak naklinde birkaç yol varsa da hepsinin ortak noktası bir kitabı müellifinden veya müellifinden okuyarak nakletme iznini almış kimselerden dinleyip/okuyup başkalarına okutmak/rivâyet etmek için izin (icâzet) almaktır. 
• Orta Çağ İslâm dünyasında yazılı kitabın ortaya çıkmasının gecikmesinin birçok sebebi varsa da bunlardan en önemlisi Arap yazısının ilk asırda, metinleri sağlıklı bir biçimde aktaracak kadar gelişmemiş olması ve bu yüzden yazılı metinlere güvenilmemesidir. 
• İslâm dünyasındaki kitabın oluşumunda önemli bir yeri olan sözlü rivâyet dönemi etraflıca incelenmeden kitabın gelişim sürecini ve bilginin nakledilmesini anlamak mümkün değildir. 
• Sözlü kitaplar geleneksel metodlarla yazıya geçirilip bir süre sonra çoğaltılma aşamasına gelindiğinde bir nevi copyright olan icâzet uygulaması yine müellifin eseri üzerindeki kontrolünü sağlamaya yardımcı olmuştur. 
• İslâm’ın doğduğu dönemde komşu medeniyetlerdeki yazılı kitap, “rulo” evresini geçirip kodeks şeklindeki fiziki görünümüne kavuştuğundan, Müslümanlar da bu şekli benimsemiş ve sözlü kitapların yazıya geçirilme sürecinin yoğun olarak başladığı III/IX. asırdan Orta Çağ döneminin sonuna kadar İslâm dünyasında, kodeks şeklinde el yazması kitaplar hâkim olmuştur. 
• Orta Çağ İslâm dünyasında matbaa olmamasına rağmen kitapların çoğaltılmasında ve yayılmasında hiç sıkıntı çekilmemiştir. 
• Verrâklar, müstemliler, müstensihler ve talebeler birer matbaa gibi çalışmış ve bu sayede yüzbinlerce ciltlik koleksiyonlara sahip kütüphânelerin kurulması mümkün olabilmiştir. 
• Orta Çağ İslâm dünyasında bir konuda ezberlenip nakledilen rivâyetlerin de kitap olarak (sözlü kitap) adlandırıldığını görüyoruz. 
• Antik Çağlardaki mevcut kitap şekilleri, Milat’tan sonra bazı değişimler geçirmiş ve bu değişimler Orta Çağın ilk asırlarında devam etmişse de kitap, bugünkü şeklini, kâğıdın yaygın olarak İslâm dünyasına girişiyle II/VIII. asırda almıştır. 
• Peygamberimiz’in okuyup yazma bilip bilmediği ve Kur’ân-ı Kerim’de geçen “ümmî” kelimesinin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. 
• Mes’ûdî’nin naklettiğine göre Muâviye gecenin üçte birine kadar eyyâmu’l-Arab, ahbâru’l-Arab ve Acem hükümdarlarının siyaseti, harpleri, hileleri ilgili kitapları okur, sonra hanımlarının getirdiği güzel yiyecekleri ve tatlıları yer ve gecenin üçte birini uykuyla geçirirdi. Uyanınca geçmiş hükümdarların hayatı, savaşları, hile ve kurnazlıklarıyla ilgili defterleri getirtir ve adamlarına okuturdu. 
• Bilindiği gibi III/IX. asrın sonlarına kadar İslâm dünyasında en önemli eğitim mekânı câmi ve mescidlerdi. 
• Kadınlar câmilerde yapılan semâ‘ meclislerine de katıldıkları gibi, bizzat kendileri de câmilerde ve zâviyelerde semâ‘ meclisleri tertip etmekte ve okuttukları eserlerin rivâyet ve kırâ’ati için icâzet vermekteydiler. 
• Tezhip, Kur’ân-ı Kerim yanında, sultanlara ve devlet adamlarına takdim edilmek için hazırlanmış eserlerle, muhtelif hânedânların saray atölyelerinde hazırlanan kitaplarda yoğun bir şekilde görülür. 
• Tezhip bir eserin değerini artırdığı gibi, yazıldığı tarih ve hangi coğrafyada yazıldığını bilmediğimiz eserlerin tarihlendirilmesinde ve hangi bölgede meydana getirildiğini tespit etmekde de bize yardımcı olur. 
• Yazma eserlerin baş kısımlarında genellikle bir veya birkaç sayfa boş bırakılırdı. İlk dönemlerde genellikle kitabın başında boş olarak bırakılmış bu sayfa veya sayfalara eserin ve müellifinin ismi yanında semâ‘, kıra‘ât, icâzet, mukâbele ve mütalaa kayıtları yazılmaktaydı.

Bâlâdaki alıntıların kaynağı: Timaş Yayınları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s